Merkezimiz, başlattığı çalışma alanları ve yürütülen araştırma projeleri başta olmak üzere, gerek görülen ilmî meselelerde öncü bir rol oynamak ve düşünce dünyamıza zengin katkılar sunmak üzere, kendi alanında temayüz etmiş ilim adamlarımızdan istifade etmek suretiyle çeşitli telif eserlerin hazırlanmasında önayak olmaktadır.

Bilhassa Merkez projelerinde yer alan hocalarımızın çeşitli düzey ve konularda hazırladıkları eserler önümüzdeki dönemde KURAMER Yayınları arasında kamuoyunun istifadesine sunulacaktır.

İslâmî ilimlerin iki temel kaynağı olan Kur’an ve Sünnet’e dayanan her ilmî faaliyet âyet ve hadislerin kronolojik sırasını dikkate almak durumundadır. Ancak klasik İslâmî külliyâtta bu açıdan ciddi sorunlar bulunmakta, bu sorunları çözüme kavuşturma iddiasındaki çağdaş araştırmaların çoğu da tatmin edici bir netice ortaya koyamamaktadır. Bu nedenle âyetler, hadisler ve siyer olayları arasında sebep-sonuç ilişkilerinin sorunsuzca kurulabildiği, rivâyetler tarafından teyid edilen yeni bir siyer kronolojisine ihtiyaç vardır.

Eserde bu ihtiyaca binaen ilk olarak Nesîʾ, Eşhuru’l-Ḥurum ve el-Ḥaccu’l-Ekber kavramlarının takvimle ilişkisi ele alınmakta, ardından daha sağlam bir siyer kronolojisi oluşturmak için rivâyetlerden ve bilimsel verilerden istifade yöntemleri üzerinde durulmakta; bu yöntemler kullanılarak Fil Vakası, Hz. Peygamber’in doğumu, sütanneye verilişi, Şaḳḳu’ṡ-Ṡadr ile Baḥîra kıssalarının mahiyeti ve nübüvvet öncesiyle ilgili diğer bazı olaylara dair tarihler yeniden tespit edilmektedir. Akabinde, ilk vahyin gelişi ile başlayan nübüvvet dönemi, İslâm’a ilk girişler, Habeşistan hicretleri, Garânîḳ Hâdisesi, İnşiḳâḳu’l-Ḳamer olayı gibi bu döneme ait olaylar tarihlendirilmektedir. Hicretin tarihi ile başlayan Medine Dönemi’nde ise, ilk yıllardaki bazı müesseselerin teşekkül tarihleri, hicâb âyetlerinin nüzûlü, İfk Hâdisesi, Medine Vesikası’nın tanzimi, gazveler, seriyyeler, Medine’ye gelen heyetler, Veda Haccı ve Hz. Peygamber’in vefatı gibi çok sayıda olayın tarihinin tespiti yapılmaktadır. Eserde, Hz. Peygamber’in doğumu başta olmak üzere sîretindeki birçok olayın tarihi, rivayetlerin yanı sıra astronomik, coğrafî ve biyolojik veriler yardımıyla tetkik edilmiş, ortaya çıkan yeni tarihlerin hicrî ve milâdî karşılıkları eserin sonunda liste şeklinde verilmiş ve takvim üzerinde gösterilmiştir.

Eserde, klasik İslâmî kaynaklarda yer alan rivâyetlere temkinli bir güvenle ve bütünsel bir bakış açısıyla yaklaşılmaya çalışılmış; akla, mantığa ve bilime aykırı gibi görünenler üzerinde dahi ayrıntılı tetkikler yapılarak bunların tarihî bir gerçekliğe işaret edip etmedikleri belirlenmeye çalışılmıştır. Bu yönüyle eser, hadislerle siyer rivâyetlerini aynı çatı altında toplayarak sağlam bir kronolojik altyapıya sahip yeni bir siyer ilminin teşekkülüne öncülük etmeyi amaçlamaktadır. Güvenilir bir siyer kronolojisinin sebeb-i nüzûl çerçevesinde Kur’ân’ın doğru anlaşılmasına sağlayacağı katkılar ise aşikârdır.

NOT:

Eseri KURAMER*, Türkiye Diyanet Vakfı (TDV) satış noktaları, online kitap satış mağazalarından (babil,  idefix, kitapyurdu vd.) temin edebilirsiniz.

Kitabın Özellikleri:

Yayın Tarihi: 15.10.2018

ISBN: 978-605-9437-28-8

Sayfa Sayısı: 780

Cilt Tipi: Karton Kapak

Kağıt Cinsi: Ivory 70 gr

Boyut: 21,5 x 28 cm

Fiyat: 100 TL

* KURAMER'den kitap talepleri için irtibat bilgileri aşağıdadır:

kuramer.iletisim@gmail.com

0216 474 08 60 / 2910

İnsan toplulukları kendilerini ifade etmek için her devirde nevi şahsına münhasır bir dil üretmişlerdir. İlâhî hitap da bu gerçeği dikkate alarak onlara kendi ürettikleri dil ile hitap etmiştir. Bu hitap, ontolojik bakımdan mütekellim ile aynı düzlemde bulunmayan muhatabın durumu gözetilerek çoğu zaman temsil, teşbih, mecaz vb. sembolik anlatım yollarıyla gerçekleşmiş ve “din dili” olarak adlandırabileceğimiz bir biçimle kendine özgü bir hususiyet kazanmıştır. Ancak, ilâhî kelâmın bu hususiyetinin dikkate alınmadığı her durum, tabiat olayları ve yaratılış ile ilgili birçok hadisenin mucizevî bir karaktere büründürülmesine ve bunların birer akide haline gelmesine sebep olmuştur.

Eserde, gayb gibi itikâdî açıdan önemi tartışılmaz temel bir meseleden Kur’an kıssalarının mahiyet ve işlevlerine; mucize bahsinin insanoğlunun entelektüel ‘tekâmül’ süreci ile ilişkilendirilerek irdelenmesinden Hz. İsa’nın kimliğinin ve hayat hikâyesinin tarihsel perspektiften analizi ve onunla alakalı birçok müşkil meselenin kritik edilmesine; bazı siyer olaylarının analizine ve bazı ayetlerin meâllerindeki hataların tetkik edilmesine kadar birçok konuya dair derin ve uzun soluklu bir ilmî mesainin neticelerini bulacaksınız.

 Klasik hadis metodolojisi ve onun hem ürünü hem de kaynağı olan hadis külliyâtı, önce in­sanın sonra da müslümanın doğru bilgiyi elde etmek için gösterdiği muhayyile sınırlarını zor­layan, her türlü takdiri hak eden bir çabanın canlı şâhididir. Bu nedenle çağımızda İslâmî ilimler üzerine yapılacak çalışmaların hedefi ve usûlü ne olursa olsun bu muazzam çabayı yok sayması akıl kârı değildir. Öte yandan çağ­lar boyu en ince ayrıntılarına kadar sistematize edilmiş bu metodolojinin yöntemlerinden isti­fade etmek her geçen gün zorlaşmaktadır. Açık­ça ifade etmek gerekirse, her yöntemin sınırla­rı olduğu gibi klasik hadis usûlünün imkân ve kabiliyetlerinin de bir sınırı vardır ve bu sınıra çoktan ulaşılmıştır.

Elinizdeki eser, klasik hadis usûlünün imkân ve kabiliyetlerinden istifade ederek Hz. Peygam­ber dönemine ait hadis ve tarih rivâyetlerinin analiz ve sentezini yapmak üzere yeni kavram ve araçlara sahip, Bütünsel Yaklaşım adıyla yeni bir yöntem önermektedir.

İslam tarihi boyunca ‘hadis’in daha genelde ‘rivayet’in, ilmî ve sosyo-kültürel birikimimizin teşekkülünde daima mühim bir yeri olmuştur. Bu birikim, kültürel mirâsımıza rengini ve karakterini farklı tonlarda olsa da her zaman vermiştir. Rivayetler, hayata ve tarihe bakışımıza bazen ön açıp çözüm üretme, bazen de sınırlar çizip yeni bariyerler oluşturma yönünde kayda değer bir etkiye sahiptir.

Sözü edilen olumlu ve olumsuz etki, hadislere nasıl bakıldığıyla ilgili olduğu kadar rivayetlerin barındırdığı içeriğe ve muhtemel mesaja bağlı olarak artar veya eksilebilir. Bu yönüyle, her rivayetin etki alanı ve gücü aynı değildir. Rivayetler tarih sahnesindeki belirleyici etkisini dinî, siyasî veya sosyo-kültürel alana teması ve yansıması nispetinde hissettirir. Müslümanların yetmiş üç fırkaya ayrılacağını ve bunlardan birinin kurtuluşa ereceğini dile getiren “iftirak hadisi” bu açıdan dikkate değerdir.

Elinizdeki bu çalışma, hadisin İslam kültür ve düşünce geleneğindeki söz konusu yeri dikkate alınarak, ümmetin yetmiş üç fırkaya ayrılacağına dair rivayetlerin tespitini, hadis kritiği açısından değerini, nakledilme aşamalarını ve metinlerin tarihsel bağlamlarını incelemeyi hedeflemektedir.

Kitapta birbirini tamamlayan on ayrı konu, bu sahada tarihimizden bugüne intikal eden zengin ilmî mirasımıza ve diğer kültür havzalarının farklı bakış açılarına da yer verilerek incelenmiştir.

Kur’ân-ı Kerîm, kıyamete dek yol gösterici vasfını sürdürecek olan, son ilâhî kitaptır. Bu bakımdan, onun doğru anlaşılması çok büyük bir önem arz etmektedir. Ancak onu doğru olarak anlama sorunu geçmişte olduğu gibi bugün de en önemli sorunlardan biri olarak karşımızda durmaktadır. Son zamanlarda, özellikle Batı’da dilbilim ve hermeneutik alanında gerçekleştirilen araştırmalar, anlamanın ne denli karmaşık bir sorun olduğunu açıkça gözler önüne sermektedir. Dinî metinleri anlama söz konusu olduğunda, sorunun daha da ağırlaşacağı açıktır; çünkü söz konusu metinler ile aramızda anlam değişmelerine yol açan çok uzun bir zaman uçurumu vardır.

Şu halde anlamanın gerçekleşebilmesi için, sözcüklerin, zaman içerisinde uğradıkları anlam değişikliklerini belirlemek gerekir. Burada önemle vurgulanması gereken husus şudur: Kur’an Arap dilinde inmiş ilâhî bir Kitap’tır. Ama hangi Arap dilinde nâzil olmuştur? Hiç kuşkusuz ki, Hz. Peygamber zamanındaki Arap dilinde inmiştir.

Arap dili, sürekli bir değişim içinde olduğuna göre, Kur’an’ı, Hz. Peygamber’in ve onun güzide sahabesinin anladığı gibi anlama imkânımız var mıdır? Hayatî bir önem taşıyan bu soruya verilecek cevap, ne yazık ki, olumsuzdur; çünkü elimizdeki Arapça sözlükler, bu amacı gerçekleştirmekten uzaktır. Üzücü olan, şu ana kadar İslam dünyasında bu boşluğu dolduracak hiçbir çalışmanın yapılamamış olmasıdır. Daha da üzücü olan, birkaç araştırmacı dışında böyle bir sorunun varlığından bile haberdar olunamamasıdır. O halde ülkemizde ve dünyada yeterince bilinmeyen bu konunun bilimsel bir biçimde açıklığa kavuşturulması çok büyük bir önem taşımaktadır.

Ebû Hanîfe, İslâm düşüncesinin teşekkül devrinde yaşayan ve ortaya koyduğu fikirlerle de o dönemin düşünce hayatına yön veren önemli bir şahsiyettir. Bu yüzden onunla ilgili yapılan her bir çalışma için, öncelikle o dönemde tartışılıp olgunlaşmış olan birçok itikâdî, fıkhî veya siyâsî konunun çok iyi araştırılması gerekmektedir. Zira Ebû Hanîfe, kendi döneminde cereyan eden hemen her önemli tartışmaya (kelâmî, siyâsî, fıkhî vs.) ya bizzat katılarak ya da konuyla ilgili kendi fikirlerini beyân ederek müdâhil olmuştur.

Hem kelâm hem de fıkıh sahasında İslâm düşünce tarihinin köşe taşlarından biri olan Ebû Hanîfe, müslümanların büyük bir ekseriyeti tarafından benimsenen itikâdî ve fıkhî görüşler ortaya koymuştur. Onun tarafından dile getirilen birçok özgün fikir, İslam düşüncesinin teşekkül ve gelişimine önemli katkılar sağlamıştır.

Bu çerçevede, Kur’ân-ı Kerîm’le ilgili akademik çalışmaları desteklemeyi ve bunları imkân nispetinde yayına dönüştürmeyi hedefleyen KURAMER olarak, 2016 yılında gerçekleştirdiğimiz “KURAMER Yayın ve Araştırma Ödülleri” programı kapsamında genç araştırmacı Dr. Fatih Tok’un 2015 yılında doktora tezi olarak hazırlamış olduğu “İmâm-ı Âzam Ebû Hanîfe’nin Kur’an Anlayışı“ başlıklı bu eserin hem düşünce dünyamızı bu istikamette zenginleştirmek hem de Ebû Hanife’nin Kur’an yaklaşımını anlamak açısından önemli bir boşluğu dolduracağına inanmaktayız.

İslâm öncesi Arap tarihi genel olarak Câhiliyye çağı, bu dönemin zihniyet yapısı ve hayat tarzı ise Câhiliyye kültürü olarak adlandırılır. Câhiliyye kültürü esasında Hz. Muhammed’in peygamber olarak gönderildiği ilk muhatapların inanç ve değerler dünyasını, Kur’an vahyinin eleştiriden geçirdiği zihniyet yapısını ve dünya görüşünü ifade eder. 

Allah Resûlü’nün gerek tebliğ faaliyetlerini gerekse zamanla toplumsal hayatta meydana getirdiği değişim ve dönüşümü tespit edebilmek ve onun insanlığa sunmak istediği evrensel değerleri kavrayabilmek, öncelikle Kur’an vahyinin geldiği o dönem hakkında kuşatıcı bir bilgiye sahip olmakla mümkündür. Bu bilgi, aynı zamanda siyer konularının anlaşılmasına da basamak teşkil edecektir. 

Hz. Peygamber’in risâletine muhatap olanların doğru tanınabilmesi ve bu bilginin de katkısıyla Kur’an’ın doğru anlaşılabilmesi için bu döneme ait –başka malumatın yanı sıra– sosyal, kültürel ve iktisadi hayata dair bilgiler de büyük önem taşımaktadır. Eser böyle bir düşünce ve ihtiyacın ürünü olarak ortaya çıkmıştır.

Kur’an-ı Kerîm insanlığa beşer dilinin imkânlarıyla hitap etmiş ve kullandığı dilin anlam değiştirerek veya genişleterek insanlık ufkunda büyük bir dönüşüm gerçekleşmiştir.

Bir hakikati bütün boyutları ile ifade etmekle yetinmeyip, zıttı olan gerçekliği de ayrıntılı olarak ele almak, Kur’an-ı Kerim’in anlatım üsluplarındandır. Bu bağlamda, tebşir ve inzar, va’d ve va’id, hayr ve şer, ma’rüf ve munker, rahmet ve ‘azab, hasene ve seyyi’e, Tayyib ve habis salâh ve fesad gibi ikili anlatım üslubunun vazgeçilmez birer parçası olan bu kavramlar, tergib ve terhible de doğrudan ilişkilidir.

Kur’an’ın müjdeleyen ya da ikaz eden bu üslubu, başta hadis alanı olmak üzere İslam kültürünün, sanat ve edebiyatın, irşad ve davetin en ince dokularına kadar işlemiştir. Yüce Allah’ın Kur’an-ı Kerim’i, sadece emir, ceza ve mükâfatlar manzumesi olarak değil, insanın aklını ve duygularını etkin bir biçimde kullanarak ilahi vahyi anlayıp hayatına katmasını sağlayan rehber bir kitap olarak göndermiş olduğu unutulmamalıdır. Zira tergib ve terhib ayetlerinin insan üzerindeki vicdani tesiri oldukça önemlidir. İşte bu kitap; Kur’an-ı Kerim’de tergib ve terhib üslubunun, muhatabın ihtiyacı ve dilin imkânı nispetinde, güçlü ve sade bir şekilde, en önemlisi de ölçülü ve dengeli bir biçimde kullanıldığını ortaya koymayı hedeflemektedir.

Kur’an-ı Kerîm, Hz. Peygamber ve ilk Müslümanların kullanımında ‘Câhiliyye’ ve ‘şirk’ kelimeleri, önceki dönemin inanç yapısıyla birlikte kaotik ahlâk kültürünü, insan ilişkilerindeki parçalanmışlık, şiddet ve yıkıcılığı anlatmaktadır.

‘Câhiliyye’ ve ‘Şirk’in karşıtı olan ‘İslâm’ ise bu kavramların ifade ettiği eski inanç yapısını, ahlâk kültürünü ve ilişkiler dünyasını toptan eleştiriden geçirip, yeni bir inanç, ahlâk ve değerler dünyası inşa eden büyük hareketin; dinî ahlâkî ve kültürel dönüşümün adıdır.

Bu dönüşümü, sebepleri ve sonuçlarıyla doğru anlamak aynı zamanda kur’an’ı ve İslâm’ı da doğru anlamak olacak; bu da en nihayetinde bize, İslâm toplumlarında bugün gözlenen dinî anlayış ve tutumların aslında “İslâm”a mı yoksa “cahiliyye”ye mi daha yakın bulunduğunu görme imkânı verecektir.

Tarihin ihmali ya da karanlıkta bırakılması, toplumların geçmişlerine ait izlerinin silinmesinin yanında, geleceklerini de belirsizliğe sürükler. Toplumları, yaşadıkları coğrafyanın tarihindeki din, ırk, kültür ve medeniyetlerden bağımsız düşünmek doğru olmaz. Bu bakımdan, İslâm öncesi dönemde Arap yarımadasının dinî, siyasî, kültürel ve sosyal hayatına dair bilgiler, Kur’an’ın tarihe olan atıflarını, Hz. Peygamber’in sîretini ve evrensel davetini kavramaya katkısı yönüyle büyük önem taşımaktadır.

İslâm öncesi Güney ve Kuzey Arabistan tarihini böyle bir bakış açısıyla ele alan ve “Kur’an-ı Kerîm’in Nüzul Ortamı”na ilişkin çalışmalar serisinin ilk ürünü olan bu eserin, alanında önemli bir boşluğu dolduracağına inanıyoruz.

Bir araştırmanın ilmî değeri, konunun ana kaynaklarına inilmesine ve bu kaynakların önyargılardan uzak kalarak objektif usulle incelenmesine bağlıdır. Eser, merhum Prof. Dr. Salih Akdemir’in bu metotla hazırladığı “Hıristiyan Kaynaklara ve Kur’an-ı Kerim’e Göre Hz. İsa” başlıklı doktora tezinin kendisi tarafından yapılan birtakım eklemelerle geliştirilmiş şeklidir. Çalışmanın birinci bölümünde İncillerin oluşum süreci, Pavlus ve öğretisi, Hz. İsa’nın ilahlığı, inkarnasyon, aslî günah, kefaret ve teslis konuları Kitab-ı Mukaddes ve Kilise Babalarının yaklaşımlarına dayanarak değerlendirilmektedir. Ayrıca bu bölümde, Hz. İsa’nın tarihî bir şahsiyet olup olmadığına ilişkin ileri sürülen teoriler ve Hıristiyan öğretilerine yöneltilen eleştiriler ele alınmaktadır. İkinci bölümde ise Hz. İsa’nın ilahlığı, inkarnasyon, aslî günah, kefaret ve teslis konuları Kur’an-ı Kerim ve tefsirler bağlamında incelenmektedir. Ayrıca bazı Hıristiyan din adamlarının teslis konusundaki ayetlere dair yorumları da bu bölümde yer almaktadır. 

Yahudiler, Müslümanların tarih boyunca irtibatlı oldukları dinî gruplar içerisinde ilâhî bir dine mensup olmaları,  Kur’an’da kendilerinden çokça bahsedilmesi, Hz. Muhammed’in Medine’de en fazla ilişki içerisinde bulunduğu dinî grup olması, asırlar boyu devam eden sürgünlerde dinî ve kültürel kimliklerini asla kaybetmemeleri ve çok erken dönemlerden itibaren yazılı bir kültüre sahip olmaları gibi değişik pek çok nedenden ötürü, her zaman önemli bir yere sahip olmuşlardır. Öte yandan Hz. Muhammed’in Medine sürecindeki peygamberlik sürecindeki peygamberlik hayatını anlama ve anlamlandırma açısından da Yahudilerle ilişkilerin iyi bilinmesi büyük önem taşımaktadır. İslâm tarihinde “Medine dönemi” olarak isimlendirilen bu devrede genelde hukukî ve sosyo-kültürel konularla ilgili nâzil olan âyetlerle İslâm toplumunun şekillenme sürecinde bu din ve mensuplarıyla ilişkiler etkili olmuştur.

Çalışma,  Araplarla Yahudilerin İslâm öncesi dönemden başlayarak Hz. Muhammed’in yaşadığı dönemdeki ilişkilerini konu edinmektedir. İki milletin ilişkileri, Hz. Muhammed’in Allah tarafından son ve ekmel din İslâmiyet’i tebliğle görevlendirilmesinin ardından yeni bir safhaya girmiştir. Bu dönemden itibaren Arap-Yahudi ilişkileri daha çok din temelli, Müslüman (Arap)-Yahudi ilişkilerine evrilmiştir.

Kitapta;

İslâm Öncesi Dönemde Araplar ve Yahudiler

Hz. Muhammed’in Çağdaşı Yahudilerle Siyasî İlişkiler

Hz. Muhammed’in Çağdaşı Yahudilerin Sosyo-Kültürel Hayatı

Hz. Muhammed’in Çağdaşı Yahudilerin Dinî Hayatı

gibi konular ve içeriklerini bulacaksınız..

Bugün İslam Coğrafyasında kendi ellerimizle inşa ettiğimiz ve hayata aktardığımız ‘ Müslümanlık tarzı’ ile İslam dininin yüce değerleri arasındaki makasın hayli açıldığını üzülerek görmekteyiz. Bu duruma şüphesiz bir çok sebep yol açmıştır. Mesela din içi çoğulculuk, yerini tek hakikatçı görüşlerin ve ideolojilerin savaşına terk etmiş, rahmet kaynağı olması gereken mezhep ve görüş farklılıkları artık fitne ve kardeş kavgasını körüklemeye başlamıştır. Gelenekçisinden selefîsine, modernistinden tarikatçısına kadar birbirine zıt ve birbirini dışlayan, hata din dışı sayan görüşler sadece halk kesimlerini değil ulemayı da kuşatmış  durumdadır.  İslâm esaslarına aykırı biçimde üretilen kutsallıklar ve dindar kesimlerin zihinlerini çelen dinî değer istismarları Kur’an ve Sünnet’in önüne perde olmakta, İslâm akidesine zarar vermekte, hatta dünyadaki İslâm algısını, birlik ve dirliğimizi, huzur ve güvenliğimizi de tahrip etmektedir. İşte bu noktada – can sıkıcı da olsa- kendi sorunlarımızla yüzleşmemiz ve kapımızın önüyle ilgilenmemiz gerekiyor. Çünkü doğruya ulaşmanın ilk adımı nerelerde ne tür yanlışlar yaptığımızı görmektir. KURAMER’in son yayını olan bu çalışma, böyle bir adımı atma arzusunun ürünü olarak ortaya çıkmıştır.

Kitapta:

İslâm, Dinî İlimler, Modern Dönemde Müslümanlar,

Din, Gelenek ve Modernite,

Kur’an ve Hukuk,

Hz. Peygamber’i ve Sünnetini Anlamak,

Fıkhı Yeniden Düşünmek,

Fıkıh-ahlak,

Mezhep,

İslâm İlahiyatı,

gibi başlıklar altında güncel dinî meseleler ele alınmakta, sorular eşliğinde önemli bir tartışma açmaktadır.. 

Kur’an’daki kıssalar insanoğlunun her çağda karşılaştığı olaylar ve olgularla ilgili çarpıcı anekdotlar içerir. Geçmiş peygamberler ve toplumlarla ilgili kıssalar ilk bakışta mazinin derinliklerine dair anlatımlar gibi görünse de aslında hep “şimdi”ye dairdir.

Nüzûl döneminde kıssaların işaret ettiği “şimdi”, Hz. Peygamber ve siretine karşılık gelir. Kur’an’da kıssaların aktarım tarzı nüzul vasatındaki aktüel duruma o denli uygundur ki herhangi bir kıssanın nazil olduğu dönem tespit edildiğinde, ilgili kıssadan hareketle o günkü durum hakkında fikir sahibi olunabilir. Bu bakımdan, Kur’an kıssalarının sadece düz anlam içeriklerini değil, katmanlı anlamlarıyla bize hissettirmek istediklerini de kavrayabilmek için nüzul dönemindeki durum bağlamını iyi bilmek gerekir.

Öte yandan, kıssalar nihai amaca hizmet eden birer araç mesabesindedir. Kur’an’da nihai amaç, tevhid inancını benimsemiş ahlaklı insanlardan müteşekkil bir erdemli toplum ve sosyal hayat düzeni kurmak diye ifade edilebilir. Kur’an’da çerçevesi çizilen tarih perspektifinde, yalın tarihî bilgi aktarmak ehemmiyet arz eden bir mesele değildir. Kıssalardaki gerçeklik modern bilim paradigmasındaki nesnellik, yalınlık, tarafsızlık ve kronolojiye uygunluk gibi özelliklerden çok farklı bir mahiyete sahiptir. Başka bir ifadeyle, Kur’an kıssaları gerçektir; ancak bu gerçeklik her şeyden çok dinî ve ahlâkî değer alanıyla ilgilidir. Kıssaların aktarımındaki temel amacı vurgulayan “bi’l-hak” lafzı da tam olarak bunu ifade etmektedir.

Kitapta: 

Kur’an’da Kıssa (Kasas) ve Benzer Kelimlerin Anlam Alanları,

Arap Dili ve Edebiyatında Kıssa ile Ilişkili Diğer Terimler,

Kıssaların Kaynağı Meselesi,

Kıssalar ve Tarihî Gerçeklik Meselesi

Kıssalarda Amaç Meselesi 

gibi konuları ve içeriklerini bulacaksınız.

Bu çalışma Kur’an’ın kendine has özelliklerini dikkate alan bir eserdir. Bugün elimizde mushaf hâlinde tuttuğumuz, sayfalarını çevirip ayetlerini okuduğumuz Kur’an, Rasûlullah’a (sav) Cebrail (as) tarafından yaklaşık çeyrek asırlık bir süre içerisinde ayet ayet indirilmişti. Her bir ayetin içine indiği bir zaman dilimi ve mekânı vardı. Ayetin doğrudan konuştuğu bir muhatap veya muhataplar kitlesi de vardı. Kur’an önce Mekke’de Mekkelilere, hicret sonrasında da Medine’de Medinelilere konuştu. İndirilen ayetler hafızalara ve uygun malzemelere indikleri sıra gözetilmeden kaydedildi. Ayetlerin indirildiği zaman gerçekleşen olaylar, içine indikleri mekânlar ve ayetleri duyan insanlara ilişkin bütün bilgiler de ayrıca rivayetler halinde başka kayıtların konusu oldu. Bunlar da ayetlerin tarihine ilişkin sebeb-i nüzul rivayetleri, nâsih-mensûh rivayetleri, siret rivayetleri ya da doğrudan tarih rivayetleri olarak farklı kaynaklarda kayda geçti. İşte okuduğunuz bu çalışma, ayetlerle, onları çevreleyen zamana, mekâna ve insanlara ait bilgileri eşleştirmeyi ve Rasûlullah’ın siretinin Medine dönemi başındaki yıllarında inen ayetleri sırasıyla tespit etmeyi amaçlamaktadır. Surelerin ve ayetlerin sıralamasına, ayetlerin indikleri ortama ilişkin ilk nesillerden bize ulaşmış çok değerli bilgilere karşın, elinizdeki bu çalışmadan önce ilahiyat alanında böylesine bir araştırma dünyada ve Türkiye’de yapılmamıştır.

 Kitapta:

İslam Geleneğinde Ayet ve Surelerin Tarihlendirilmesi,

Kur’an Ayetlerinin Tarihlendirilmesinde Batılı Yaklaşımlar ,

Hicrî (Rebiu’l- Evvel) – Hicrî 4 (Rebiu’l – Evvel) Özelinde Nazil Olan Kur’an Ayetlerine Kronolojik  - Olgusal Yaklaşım,

gibi başlıklar altında Kur’an ayetlerinin tasnifi ve tarihlendirilmesine dair oldukça titiz ve doyurucu bir çalışma bulacaksınız.

Kur’an’da yaratılış meselesinin sistematik biçimde ele alınıp incelendiği bu çalışmada temel amaç, ilgili âyetlerin ilk hitap çevresinde ifade ettiği anlamları açıklığa kavuşturmak olmuştur. Vahyin nüzulünün boşlukta değil, belli bir tarihsel ve toplumsal vasat içerisinde gerçekleştiği hususunda şüphe bulunmadığına göre hem ilk ve aslî mânâyı tespit edebilmek hem de tefsir ve te’vilde ne derece isabet edildiğini görmek için öncelikle nüzul dönemindeki ortamı anlamaya çalışmak vazgeçilemez bir önemi haizdir. Ayrıca bu tarihî ortamı anlama çabası, Kur’an araştırmalarında daha ilmî ve müdellel sonuçlara ulaşılmasının da en doğru ve sağlıklı yoludur.

Kitapta:

Yaratılışla İlgili Kur’an’ın Temel Kavramları,

Göklerin ve Yerin (Kâinat) Yaratılışı,

Altı Günde Yaratma, Yedi Kat Semâ,

Melek ve Cinlerin Yaratılışı

Âdem, Beşer ve İnsanın Yaratılışı,

Bezm-i Elest, Yaratılış ve Evrim…

gibi konularda İslamî literatürdeki zengin bilgi birikimini ve bunun değerlendirmesini bulacaksınız.